Demirel İncirlik üssünü ne zaman kapattı ?

Emre

New member
Ama forum tartışmasını zenginleştirmek açısından farklı perspektifleri düşünmek faydalı.

Örneğin stratejik sonuçlara odaklanan bir katılımcı şunu sorabilir:

“İncirlik Türkiye'nin NATO içindeki caydırıcılığını artırıyor mu, yoksa Türkiye'yi başka ülkelerin askeri operasyonlarının siyasi sonuçlarına mı ortak ediyor?”

Bu çok meşru bir soru.

Başka bir katılımcı ise, özellikle insani boyutu önemseyerek şunu sorabilir:

“1991'de sınırlarımıza gelen yüz binlerce insan için uluslararası askeri yardım mekanizması kurulmasaydı ne olurdu?”

Bu da en az ilk soru kadar önemli.

Bir başkası ekonomik açıdan yaklaşabilir:

“Üssün varlığı Adana ve çevresinde istihdam, hizmet sektörü ve yerel ekonomi açısından ne anlam taşıyor?”

Başka biri ise çevresel etkileri sorgulayabilir:

“Uzun süreli askeri faaliyetlerin bölgedeki arazi kullanımı, gürültü, enerji tüketimi ve altyapı üzerindeki etkileri ne?”

Bence sağlıklı tartışma tam olarak burada başlıyor.

Meseleyi kadın-erkek kalıplarına hapsetmek yerine strateji, güvenlik, ekonomi, insan hakları, yerel toplum ve egemenlik perspektiflerini aynı masaya koymak çok daha verimli.

İncirlik’in Yerel Ekonomi ve Toplum Açısından Anlamı

İncirlik tartışmalarında çoğu zaman haritaya bakıyoruz ama Adana'daki gündelik hayatı unutuyoruz.

Bir askeri tesis yalnızca uçakların kalktığı pistten ibaret değildir. Çevresinde lojistik, ulaşım, hizmet, bakım, konaklama ve çeşitli ekonomik faaliyetler oluşur.

Dolayısıyla “üssü kapatalım” demek teknik olarak bir askeri karar gibi görünse de aslında yerel ekonomiden uluslararası diplomasiye kadar birçok alana dokunabilecek bir karar olur.

Fakat bunun tersini söylemek de mümkün: Ekonomik faaliyet yaratıyor diye bir askeri tesisin stratejik veya siyasi sorunlarını görmezden gelmek de doğru değildir.

Burada ciddi bir maliyet-fayda analizi yapılması gerekir.

Mesela şu soruların güncel verilerle cevaplanması gerektiğini düşünüyorum:

İncirlik'in Türkiye ekonomisine doğrudan ve dolaylı katkısı nedir?

Türkiye'nin savunma planlamasında alternatif hava üslerinin kapasitesi ne kadar?

İncirlik'in kapatılması durumunda NATO'nun operasyonel kapasitesi nasıl değişir?

Türkiye'nin kendi hava kuvvetleri açısından kısa ve uzun vadeli maliyet ne olur?

Adana halkının bu konudaki görüşü nedir?

Bunlar ölçülebilir sorular.

Dolayısıyla tartışmayı sadece “Amerika yanlısı-Amerika karşıtı” eksenine sıkıştırmak meseleyi gereksiz biçimde basitleştiriyor.

Bilimsel ve Teknolojik Boyut: Bir Hava Üssü Neden Hâlâ Önemli?

Modern savaşlarda hava üslerinin anlamı da değişti.

Eskiden büyük ölçüde pist, mühimmat, yakıt ve personel üzerinden düşünülüyordu. Günümüzde ise uydu sistemleri, insansız hava araçları, erken uyarı radarları, elektronik harp, siber güvenlik, veri bağlantıları ve hassas güdümlü silah sistemleri işin içine giriyor.

Dolayısıyla İncirlik'in stratejik değeri sadece “kaç tane savaş uçağı burada durabilir?” sorusuyla ölçülemez.

Asıl mesele, bir hava üssünün komuta-kontrol, lojistik ve istihbarat mimarisindeki konumudur.

Bu nedenle Türkiye'nin gelecekte kendi teknolojik kapasitesini artırması İncirlik tartışmasının da niteliğini değiştirebilir.

Türkiye'nin yerli insansız hava araçları, uydu teknolojileri, radar sistemleri ve uzun menzilli savunma sistemleri geliştirmesi, yabancı askeri altyapıya bağımlılığı bazı alanlarda azaltabilir.

Ama teknolojik bağımsızlık ile ittifaklardan bağımsızlık aynı şey değil.

Bence forumda özellikle bu ayrımın tartışılması gerekiyor.

Peki Bugün İncirlik Kapatılmalı mı?

Burada tek kelimelik “evet” veya “hayır” cevabı bana yeterli gelmiyor.

Çünkü “kapatmak” kelimesinin bile farklı anlamları var.

ABD personelinin çıkarılması mı?

ABD uçaklarının kullanımının durdurulması mı?

NATO kullanımının sona erdirilmesi mi?

Üssün tamamen Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından işletilmesi mi?

Yoksa mevcut düzenlemelerin yeniden müzakere edilmesi mi?

Bunların hepsi farklı sonuçlar doğurur.

1975 örneği bize zaten bunu gösteriyor. Türkiye çok sert bir siyasi tepki verebildi ama NATO çerçevesini tamamen terk etmedi. Dolayısıyla “üs kapatma” ile “askeri ilişkinin sona ermesi” birbirinin aynısı değil.

Gelecekte Ne Olabilir?

Önümüzdeki yıllarda İncirlik tartışmasının üç temel senaryoda ilerleyebileceğini düşünüyorum.

Birinci senaryo: Mevcut yapı büyük ölçüde devam eder. Türkiye NATO üyesi olarak İncirlik'i stratejik bir varlık olarak görür ve dönemsel siyasi krizlere rağmen üs kullanılmaya devam eder.

İkinci senaryo: Türkiye kullanım şartlarını daha fazla sınırlar. Yani üs tamamen kapatılmaz fakat yabancı unsurların hangi koşullarda faaliyet gösterebileceği konusunda Ankara'nın denetimi artırılır.

Üçüncü senaryo: Türkiye ile ABD/NATO ilişkilerinde büyük bir stratejik kırılma yaşanır ve İncirlik'in kullanım modeli köklü biçimde değiştirilir.

Bana göre ikinci senaryo, tarihsel tecrübeler açısından en gerçekçi seçeneklerden biri.

Çünkü Türkiye'nin geçmişteki politikası tamamen “kopuş” yerine çoğu zaman pazarlık, denetim ve şartlı işbirliği şeklinde ilerledi.

1975 bunun en güçlü örneklerinden biri.

Sonuç: Demirel İncirlik’i Kapattı mı?

Sorunun en net cevabını en sona bırakalım:

Hayır, Süleyman Demirel 1975'te İncirlik Üssü'nü tamamen kapatmadı.

25 Temmuz 1975'te Demirel hükümeti ABD'nin Türkiye'deki çok sayıda askeri tesisinin faaliyetlerini durdurdu. Ancak İncirlik, NATO görevi bakımından istisna tutuldu. Bu ayrıntı TBMM kayıtları ve döneme ilişkin akademik çalışmalarla destekleniyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi

+1

Daha sonra Türkiye-ABD savunma ilişkileri yeniden düzenlendi ve 1990'larda İncirlik, Çekiç Güç tartışmalarının merkezlerinden biri haline geldi. Çekiç Güç 31 Aralık 1996'da sona erdi; fakat İncirlik kapanmadı ve 1997'den itibaren farklı bir hukuki ve operasyonel çerçeve oluştu.

TBMM CDN

+1

Bence bu konuya dair en önemli ders şu:

Türkiye'nin dış politikasında “üs var mı, yok mu?” sorusundan çok “bu üs hangi hukuki şartlarla, kimin denetiminde ve hangi siyasi amaçla kullanılıyor?” sorusu daha açıklayıcı.

Çünkü 1975'te de mesele yalnızca bir havaalanını kapatmak değildi. Türkiye, ABD ile yaşadığı ağır bir krizde kendi pazarlık gücünü göstermek istedi. Aynı zamanda NATO'dan tamamen kopmanın doğuracağı güvenlik sonuçlarını da hesaba kattı.

Bugün de benzer bir tartışma yapacaksak yalnızca geçmişteki “Demirel 21 üssü kapattı” söylemini tekrarlamak yerine daha zor sorulara yönelmek gerekiyor:

Bir NATO üyesi, kendi topraklarındaki yabancı askeri faaliyetleri hangi noktaya kadar sınırlandırabilir?

Bir askeri tesisin ekonomik faydası, yaratabileceği siyasi riskleri telafi eder mi?

Türkiye'nin savunma teknolojilerindeki ilerlemesi İncirlik gibi üslerin stratejik değerini azaltıyor mu, yoksa tam tersine yeni teknolojiler bu tür üsleri daha mı önemli hale getiriyor?

Ve belki de en önemlisi:

1975'te Demirel'in yaptığı gibi kontrollü bir restleşme mi Türkiye'nin çıkarlarına daha uygun, yoksa günümüz şartlarında çok daha kapsamlı bir askeri bağımsızlık politikası mı?

Forumda bence asıl tartışılması gereken nokta tam burası. Çünkü İncirlik'in tarihi sadece ABD ile Türkiye arasındaki bir üs meselesi değil; Soğuk Savaş'ın mirası, NATO üyeliği, Kıbrıs, Irak, Kürt meselesi, göç, yerel ekonomi, teknoloji, egemenlik ve Türkiye'nin dünyadaki konumu gibi birbirinden farklı başlıkların kesiştiği uzun bir hikâye.

Ve bu hikâyede Demirel'in 1975'teki kararı önemli bir dönüm noktası olsa da, “İncirlik'i kapattı” cümlesi tarihsel gerçeği anlatmaya tek başına yetmiyor. Asıl ilginç olan, neden bazı üslerin kapatılıp İncirlik'in NATO çerçevesinde açık bırakıldığı ve Türkiye'nin birkaç yıl sonra aynı Batı ittifakıyla yeni bir savunma düzeni kurduğu gerçeği.

Bence geçmişe bakarken sorulması gereken en değerli soru da bu: Türkiye 1975'te gerçekten ABD'ye karşı mı çıktı, yoksa ABD ile ilişkilerinin şartlarını yeniden pazarlamaya mı çalıştı? Bu iki yorum arasındaki fark, aslında bugün İncirlik hakkında yaptığımız bütün tartışmanın temelini oluşturuyor.
 
Üst